Geçmişten Günümüze Kitabeler
Sayfayı Paylaş:
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KİTABELER
Yazan: Taner AŞIK
Kitâbeler (epigrafik kaynaklar), verdikleri kesin ve sıhhatli bilgiler sayesinde tarih araştırmalarında mutlaka kullanılması gereken önemli kaynaklardandır. Türk tarihinin en güvenilir vesikaları olan kitâbeler, devrinin siyâsî, iktisâdî, ilmî, fikrî ve kültürel hayatının ortaya konulmasında önemli rol oynamaktadır. Kitâbeler, sadece taşıdıkları bilgi ve malzeme yönüyle değil, hat san’atı bakımından da önem taşımaktadır. Sanat Tarihi araştırmalarında yapının inşa banisi, dönemini, onarımını; kısaca kimliğini sunan kitabeler, bu bakımdan önemli yazı levhalarıdır.
Tarihi kültür varlıkları içerisinde önemli bir yer tutan mimari yapılarda; binaların iç ve dış duvarlarında mermer, taş, ahşap, çini, maden gibi maddeler üzerine oymak veya kabartmak suretiyle işlenmiş yazı olarak karşımıza çıkan kitabeler, araştırmacılar için en güvenilir bilgi kaynağıdır. Kitabe, bilindiği gibi, Arapça yazmak anlamındaki "ketben" kökünden gelen bir terim olup, Sanat Tarihi araştırmalarında, yapının kimliğini veren yazı levhaları için kullanılmaktadır. Daha genel bir anlamda ise "bir anıyı tarih boyunca yaşatmak için hazırlanmış yazı" şeklinde tarif edilmektedir. Genel anlamda yapı üzerinde yer alan her türlü yazı, kitabe olarak adlandırılırsa da daha spesifik anlamda kitabe; mimari yapının kim tarafından yaptırıldığı, ne zaman, hangi amaçla ve kime inşa ettirildiği, işlevine yönelik özellikleri, inşasını izleyen yıllarda geçirdiği onarım ve değişikliklerin tarih ve nitelikleri gibi konuları açıklayan ve taş, tuğla gibi mimarı elemanlar üzerine işlenen yazılar olarak tanımlanır. Bu bakımdan; ayet, hadis, kelam-ı kibar, kelime-i tevhid gibi yazıları kitabe kapsamı dışında tutmak ve bunlara kitabe dememek. gerekmektedir.
Biz bu gün kitabenin yanında yazıt kelimesini de kullanıyoruz. Yazıt için Türk Dil Kurumu’nun Türkçe Sözlüğü’nde su karşılıklar vardır: 1) Bir kimse veya olayın anısını yaşatmak için bir şey üzerine kazılan yazı, kitabe: Orhon Yazıtları 2) mim. Çevresi kabartma silmeli, içinde yazı olan taş. Medeniyet tarihi, sanat tarihi, dil ve tarih alanlarında yapılan araştırmalarda önemli bir kaynak olan kitabeleri inceleyen bilim dalına Osmanlı ilm-i kitabet adını vermiştir. Günümüzde yazıt bilimi olarak karşılanan terimin Batı dillerindeki karşılığı ise epigrafidir.
Eski Türk yazıtları, çok farklı coğrafyalarda taş, kaya ve çeşitli nesnelere veya eşyalara yazılmış olup Türkçenin en eski yazılı belgeleri olması bakımından büyük bir önemi vardır. Göktürk Kitabeleri ya da Anıtları denilen yazılı kaynaklar Türklerin ilk ve en önemli kaynaklarındadır. Orhun civarında Orhun yazısı ile yazılı belli başlıları altı tane yazıt bulunmaktadır. Fakat bunların en büyükleri ve mühimleri üç tanedir. Birincisi olan Kül Tigin abidesini ağabeyi Bile Kağan 732’de diktirmiş, ikincisi olan Bilge Kağan abidesini de ölümünden bir yıl sonra 735’te oğlu diktirmiştir. Üçüncüsü olarak verilen Tonyukuk abidesi 720-725 senelerinde kendisi tarafından dikilmiştir. Kül Tigin anıtında, Türk milletinin o dönemdeki durumu, Kül Tigin’in savaşçılığı, kahramanlıkları, ölümü ve yas töreni anlatılmış olup Bilge Kağan yazıtında; Köktürk Hakanı Bilge Kağan’ın iyi dileklerinden, Bilge Kağan döneminde yaşananlardan, törelerden söz edilirken, Bilge Kağan’ın Türk milletine vermek istediği mesajlar da anıtın içeriğinin bir başka boyutunu oluşturuyor. Bilge Tonyukuk yazıtları ise Köktürk veziri olan Bilge Tonyukuk adına dikilmiş. Yazıtta daha çok Çinlilerle yapılan savaşlar anlatılıyor ve Tonyukuk bu yazıtta anılarını, dönemin tarihini ele almış durumdadır.

Göktürk Yazıtları
Uygur Kağanlığı’ndan kalan en önemli belgeler hiç kuşkusuz Tes, Tariat (Terh) ve Şine Usu yazıtlarıdır. Bu üç yazıtta Uygur Kağanlığı’nın özellikle ilk dönemleri hakkında önemli bilgiler bulunmaktadır. Ayrıca Tariat ve Şine Usu yazıtları çok satırlı yazıtlarımızdandır. Tes Yazıtı’nda Türk veya Türük şeklinde sözcük bulunmamaktadır. Diğer iki yazıttaki ‘Türk’ adı ise Türük biçiminde yazılmıştır.

Doloogoidoi Yazıtı (Uygur Dönemi)
İslâm döneminden kalma en eski kitabeler, Hz. Peygamber (sav) devrinde Medine civarında Hendek Gazvesi sırasında İslâm ordugâhının yakınındaki Sel dağının kayalıklarına yazılmış olan yazılardır. Bunlardan ilk defa bahseden Muhammed Hamidullah, kayalar üzerinde yirmi kadar kitabe oyulduğunu, ancak pek azının okunabildiğini belirtmektedir. Bir yazı gurubunda, ashabdan bazılarının “ben filânım” ibaresiyle isminin yazılı olduğunu, Ali b.Ebû Tâlib, Ebû Bekir ve Ömer isimlerinin okunabildiğini, Hz.Ebûbekir ile Hz.Ömer’in bir geceyi burada dua ile geçirdiğini ve tarihinin de muhtemelen 626 olabileceğini kaydetmektedir. Tarihi bakımdan dikkat çeken ikinci kitabe ise, Asvan’da keşfedilen ve halen Kahire Arap Müzesi’nde bulunan Abdurrahman b. Hâlid el-Hicrî adında birine ait H.31 (652) tarihli mezar taşıdır. Bu tarihten itibaren Emevîler devrine yaklaştıkça kitâbelerin çoğaldığı görülür (Fotoğraf 4). Bu doğrultuda, İslam dinine ait ilk abidevi ve gösterişli yapılar Emevi devrinde inşa edilmiştir. İslam mimarisinde, büyük ölçülerdeki yazının ilk defa Velid bin Abdülmelik (H. 65- M. 685) zamanında Sa’d isimli bir sanatkar tarafında yazıldığı bilinmektedir.

Mezar Taşı (Emevi Dönemi)
Anadolu’da ilk imar hareketleri, Türkmen devletlerinden Danişmendliler, Artukoğulları, Saltuklular, Mengücükler zamanında başlamış olmakla beraber, savaşlar yüzünden devrin eserlerinin çoğu harap olmuştur. Sürekli savaş hali ve iç çekişmeler siyasi ve sosyal hayatın yanında sanat ve kültür alanında da tahribatı beraberinde getirmiştir. Anadolu Selçuklularında imar işlerine I.Alâeddin Keykubad zamanında başlanmıştır. Bu dönemde, Anadolu’da hakimiyet sağlanmış ve imar faaliyetleri ile birlikte sosyal hayat da canlanmıştır. İmar faaliyetleri beraberinde Anadolu’da kurulan ilk beyliklerine nazaran konumuzla ilgili olarak kitabelerin de çoğalmasını sağlamıştır. Özellikle ticaret yapıları ve kalelerde gerek inşa kitabesi gerekse de onarım kitabesi sıklıkla karşımıza çıkar. Konya, Aksaray ve civar bölgelerdeki kervansaraylar, Alanya, Antalya gibi bölgelerdi kale ve surlarda dönemin hükümdarlarına ait birçok kitabe bulunmaktadır. Bu dönemde köşeli, tezyinî ve örgülü cinsleriyle kûfî yazı, yavaş yavaş yerini celî sülüs yazıya bırakırken az da olsa varlığını sürdürmeye devam etmiştir.

Sivas Divriği Ulu Cami Minber Kitabesi
Osmanlı döneminde, oluşturulmaya çalışılan siyasal birlikle beraber girişilen imar faaliyetleri özellikle İznik’in ve sonrasında Bursa’nın alınmasıyla buralarda bu bölgelerde yoğunluk kazanmıştır. Anadolu Beylikleri dönemine göre iç çekişmelerin ve savaşların azaldığı bu dönemde baniler de çoğalmış ve birçok eser günümüze değin hasarsız gelebilmiştir. Klasik dönemle birlikte kitabelerde de gelişme yaşanmış.

Topkapı Sarayı Bab-ı Hümayun Kapısı Fatih Sultan Mehmet'e Ait Kitabe
Kitabeler kullanılmadan yapılan tarih araştırmalarında mutlaka önemli eksiklikler görülür. Avrupa’da, kitabelerin önemi daha XVII. yüzyılın sonlarında anlaşılmış ve ilk araştırmalar da bu dönemde başlamıştır. Çalışmaların artmasının tabii bir neticesi olarak epigrafi, XIX. yüzyıldan itibaren müstakil bir bilim dalı olarak gelişmiştir. İslâmî kitâbeler üzerine ilk ciddî çalışmanın XX. yüzyılın başlarında İsviçreli şarkiyatçı Max van Berchem tarafından yapıldığı bilinmektedir. Türkiye’de ise ilk çalışmalar, XIX. yüzyılın sonlarında başlamış ve Halil Edhem Eldem, bu çalışmaların öncüsü olmuştur.
Batıda başlayan kitabe okuma ve inceleme çalışmaları önce Mısır’a, daha sonraları da bize geçmiştir. Gabriel Colin, Max van Berchem, Franz Teaschner, Paul Wittek gibi Avrupalı âlimler ilk çalışmaları yapmışlardır. Bu konuda çalışan Türk ilim adamları arasında Halil Ethem, Rıdvan Nafiz, İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Abdürrahim Şerif Beygu, İ. Hakkı Konyalı, Şevket Beysanoğlu sayılabilir. Remzi Duran, Affan Egemen, Mahmut Karataş, Kasım İnce gibi günümüz araştırıcılarını da bunlara eklemek gerekir.
Kitabe, binaların iç ve dış duvarlarında mermer, taş, ahşap, çini, maden gibi maddeler üzerine oymak veya kabartmak suretiyle işlenmiş yazıya verilen isimdir. Binanın yanı sıra çeşme, köprü, nişan taşı veya menzil taşı, mezar taşı gibi eserler de akla gelmelidir. Genellikle dinî, sivil ve askerî binaların belli yerlerine özenle işlenen kitabeler, içerdiği bilgilerle çok önemli bir mimarî eleman olmanın yanı sıra dekoratif de bir unsurdur. Selçuklu ve Osmanlı döneminden kalan eserlerin bazılarında kitabeler kemerler üzerinde, bazıları ise iç kapıların üzerinde yer almıştır. Çok az olmakla beraber dış duvarlarda da levhalar görülmektedir. Bunlara da kitâbe levhası adı verilmektedir.
Anadolu'da kitabeler, her şeyden evvel, tuğla, çini ve ahşap malzemeye göre daha dayanıklı olan taş veya mermer gibi malzemeye tatbik edilmiş ve bir bakıma buna bağlı olarak hat nev'i de sülüs olarak gelişmiştir. Anadolu Selçuklu ve Beylikler dönemi taçkapılarında inşa kitabelerinin, çoğunlukla kavsaranın; bazen de giriş açıklığının üst kesimine yerleştirildikleri görülmektedir. Osmanlı dönemi taçkapılarındaki inşa kitabeleri, konum olarak Selçuklu dönemi örnekleri kadar çeşitlilik göstermez. Bu dönemde, inşa kitabeleri çoğunlukla giriş açıklığının üst kesimine yerleştirilmiştir. Ancak yukarıda zikredilen hususların hepsini bir arada ihtiva eden kitabe levhası çok nadirdir. Bu sebeple kitabeleri, nevilerine göre, inşa veya bani, tarih, tamir ve usta kitabeleri şeklinde tasnif etmek gerekmektedir. Kitabeler, yapılarda söz konusu olduğu zaman, ilk inşa, sonradan yapılan onarımlar (ta‘mîr), genişletme (tevsî‘), mekân ekleme veya yenileme (tecdîd) gibi faaliyetleri ifade etmek üzere yazılırlar. Türk-İslam epigrafisinde yazı türlerini, kûfî, ma‘kılî, celî sülüs, celî muhakkak, celî ta‘lîk, rik‘a şeklinde sıralamak mümkündür. Bu yazı türleri içinde en çok tercih edilenlerin celî sülüs ve celî ta‘lîk olduğu görülmektedir.
Kitabeler genel olarak iki ana gruba ayrılır; Kamil ve Nakıs kitabeler. Bu tasnifi, ihtiva ettikleri bilgiler bakımından yapmaktayız. Kamil Kitabeler, tüm bilgileri ihtiva eden kitabeler bu gruba girer. Tüm bilgilerin yer aldığı kamil kitabeleri; giriş, bilgi, tarih ve mimarın belirtildiği kısımlara ayırmaktayız. Bu kısımda genellikle besmele, ayet ve hadisler yer alır. Kamil kitabelerin ilk bölümünü oluşturan bu bölümde, besmeleden sonra yapının genel işlevine uygun olarak Kuran-ı Kerim’den ayetler ve peygamberin sözleri kullanılır. Yapının kimin tarafından ve kimin zamanında yapıldığını gösteren kısımdır. Giriş bölümünün hemen altında yer alan bu bölüm, baninin belirtildiği bölümdür. Bani eğer dönemin hükümdarı ise, kendini bilgi kısmında şaşalı bir şekilde açıklayabilmektedir.
Yapının hangi tarihte yapıldığını gösteren kısımdır. Bilgi kısmının altında uzanan bu bölüm, bizlere yapının Hicri tarihe göre inşa tarihini gösterir. Eğer kitabede bu bölüm yoksa veya bir şekilde okunamıyorsa, yapının genel mimari anlayışı üzerinden çözümlemeler yapılarak dönemi açılanabilir. Ancak bu tarz çözümlemeler, yine de tam anlamıyla yeterli olmayabilir. Görüldüğü üzere tarih kısmı, yapının hangi senede yapıldığını göstermesi kadar, araştırmalarda yapının tarihini ortaya koymada şüpheye yer vermemesi adına kitabelerin en önemli bölümüdür. Yapının hangi mimar tarafından yapıldığını gösteren kısımdır. Bu kısım genellikle ana kitabenin dışında başka bir taş parçası üzerinde gösterilir. Birinci gruba giren kitabelere bir misal olarak; Beylikler döneminde Karamanoğulları hakimiyeti altındaki Karaman’da Sultan Murad’ın kızı Sultan Hatun tarafından yaptırılmış olan Hatuniye Medresesi kitabesini verebiliriz. Kitabenin “Giriş” kısmında; “Besmele ve Ali İmran suresinin 18. ve 19. ayetlerinden sonra Zümer suresinin 9. ayeti ile Fatır suresinin 28. ayeti yer almaktadır. Ayetlerden sonra iki hadis-i şerife yer verilmiştir. Birinci hadiste Allah’ın Resul’ü S.A. şöyle buyurur: “Ümmetin alimleri beni İsrail Peygamberleri gibidirler”, ikinci hadiste Paygamber efendimiz şöyle buyurur: “Benim gözümde cehennem ateşinden korunmak için Allah’a sevgiyle bakan kişi odur ki, ilim öğretmek için bir yol seçer, Allah da ona cennet yolunu kolaylaştırır” yazmaktadır. “Bilgi” kısmında, “medresenin büyük emir muzaffer kılınmış olan Karamanoğlu Mahmud oğlu din ve dünyanın yücesi Halil zamanında, Allah’ın desteği ile müminlerin yardımcısı olan Osman oğlu Orhan oğlu Murad kızı Sultan Hatun tarafından yapılmasına emir verilmiştir”, bilgilerine yer verilmiştir. “Tarih” kısmında, medresenin H. 738 (M. 1381/82) yılında yaptırıldığını gösteren bilgiler yer almaktadır. “Mimarın belirtildiği bölüm”de, mimarın adının kitabenin iki tarafında yer alan iki adet altıgen taş üzerine hak edildiğini görmekteyiz. “Mimarın adını da Numan oğlu Hoca Ahmed” olduğunu görmekteyiz.

Karaman Hatuniye Medresesi Kitabesi
Nakıs Kitabeler; yukarıda saymış olduğumuz bilgi kısımlarında birini veya birkaçını ihtiva etmeyen kitabeler bu gruba girer. İkinci gruba giren kitabelere misal olarak Ermenek Ulu Cami giriş kapısına kazınan kitabeyi verebiliriz. “Bilgi” kısmında, caminin “Karamanoğlu Mahmud Bey tarafından yaptırılmaya karar verildiği” ifade edilmektedir. “Tarih” kısmında ise, “caminin H. 702 (M. 1302 ) yılında yapıldığını” gösterir.

Ermenek Ulu Cami Giriş Kapısı Üzerindeki Kitabe
Günümüze ulaşan en eski metinlerden Orhun Abideleri ile başlayan tarih yazıcılığı günümüze değin devam ederek gelişip yazı ve stil bakımında gelişerek çeşitli mimari eserlerde karşımıza çıkmaktadır. Kitabeler, bir yapının kimlik bilgilerini taşımaktadır. Bir kitabeden yapı hakkındaki hemen hemen tüm bilgileri öğrenebiliriz. Bir kitabe sayesinde yapının kimin tarafından, kimin zamanında hangi tarihte, mimarının kim olduğunu ve yapının hangi amaçla yapıldığın öğrenme imkânını elde etmekteyiz. Ayrıca, kitabesinde tarih kısmı bulunmayan örneklerde yazı karakteri veya kullanılan malzeme bize dönemi verebilmektedir. Kitabesi olmayan veya bulunamayan bir yapı, mimari üslubuna dönemsel özelliklerine veya tezyinatına göre tarihlendirilebilir. Ancak bu tarihlendirmenin her zaman doğru temeller üzerine oturduğunu söylemek güçtür.
Kitabelerde kullanılan bilgiler, bize yapının ne tür yapılarda yer aldığı bilgisini de vermektedir. Kitabelerde bulunan ayet ve hadisler namaz ile ilgiliyse bunun rahatlıkla cami veya mescide ait olduğunu, eğer bilgiler ilimle ilgiliyse, medreseye; ölüm ve ahiret ile ilgiliyse türbe veya mezara ait olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ayrıca su ve yağmur ile ilgili ayetler kullanılmışsa bu tür kitabelerin de bir çeşmeye ait olduğunu tahmin edebiliriz.
Sonuç olarak, Orhun Abideleri ile başlayan tarih yazıcılığı tarihsel süreç içerisinde gelişerek devam etmiştir. Kitabeler, uygarlıkların dini, ilmi, ticari ve sivil mimari yapılarını sadece süslemekle kalmayıp yapıların künyesini de bizlere vermektedir.
KAYNAKLAR
Arslan, N. (2014). Eskişehir Kitabeleri, Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Ajansı, Eskişehir, 14.
Aydın, E. (2013). Uygur Kağanlığı Yazıtları ile Yenisey Yazıtlarında Türk adının kullanımı üzerine, Belleten, Ankara, 278 (7), 6-82.
Çakmak, Ş. (2001). Erken Dönem Osmanlı Mimarisinde Taçkapılar 1300-1500, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 64.
Ergin, M. (2003). Orhun Abideleri, Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 5-6.
Güneş, B. (2004). Ahlat Erzen Hatun Kümbeti inşa kitabesi, A.Ü. Güzel Sanatlar Enstitüsü Dergisi, 13 (5), 43.
Hasol, D. (1975). Mimarlık Sözlüğü, İstanbul, 470.
İslam Ansiklopedisi (2002). C. 26, 77.
Orbay, M. (2013). Orhun Yazıtlarına dokunmak, Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi, 2 (4), 340-342.
Önkal, H. (1989). Osmanlı türbelerinin kitabeleri hakkında, D.E.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, İzmir, 4 (9), 307.
Öztürk K., Tüfekçioğlu A. (2009). Türk-İslam Sanatında kitabeler, Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, 7 (14), 276-277.
Solmaz, S. (2006, 23-24 Kasım). Buldan ve yöresindeki kitabeler, Buldan Sempozyumunda sunuldu, Denizli, 147-148.
Tüfekçioğlu, A. (2001). Erken Osmanlı Mimarisinde Yazı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara, 2-12.
Türkmen K. (1992). Kitabeler yapıların temel taşlarıdır, Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 8 (5), Kayseri, 208-210.
Ünal, H. R. (1982). Osmanlı Öncesi Anadolu-Türk Mimarisinde Taçkapılar, Ege Üniversitesi Yayınları İzmir, 53.
Yetkin, S. K. (1984). İslam Ülkelerinde Sanat, Cem Yayınevi, İstanbul, 127.
Yılmaz, L., Tuzcu, K. (2014). Antalya’da Türk Dönemi kitabeleri, Marmara Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 1 (3), 223.